seyyah oldum... gezerim
tayland, laos, vietnam, kamboçya, malezya, hindistan, tunus, güney afrika, mozambik, namibya ve myanmar (2012 güney amerika başlıyor)
25 Şubat 2012 Cumartesi
24 Şubat 2012 Cuma
San Pedro'da ikinci gün
Bugün flamingo'ları görme, karlı dağlara yanaşma ve dört bin metredeki gölleri görme turunu yaptım. Sabah sekizde hostelden aldılar, akşam beş gibi geri döndük. Rehber dünkü, Jaime. Ömrümde ilk defa 4280 metre yükseğe çıktım.
Tur fiyatı 28 bin pesos artı 5 bin park girişleri.
Son olarak ufak bir köyü gezdik.
Dün herhalde üzümü yıkadığım sudan ishal olmuşum.
O nedenle detayları yazacak durumda değilim. Ileride bu yazıyı düzenlerim.
Yarın Uyuni'ye gideceğim. Biraz halsizim. Gerçi bugünkü yükseklik bu şartlara rağmen etkilemedi. Karadeniz geninden olsa gerek. Ama yarınki daha zor olacak.
23 Şubat 2012 Perşembe
San Pedro de Atacama'ya varış
36950 pesoya mal olan Salon Cama otobüsün geniş koltuklarında uyuyarak geceyi geçirdim. Bir ara denize bayağı yakın gittik. Dalgalar neredeyse otobüse ulaşıyordu, ama neresi anlayamadım. Sabahın ilk ışıkları ile gerçek çöle varmıştık. Daha önce görülen çalı çırpıda kalmamış, sadece çıplak toprak, uçsuz bucaksız uzanıyordu. Bir kaç yerde maden tesislerinden geçtik. Yol kenarlarında ufak mezarlar görünüyor. Bu bir çok ülkede var. Kaza olan yere haç falan bir işaret koyuluyor. Burada mezar anıtı gibi bayağı süslemişler. Bir tanesi bayağı büyüktü, profesör bilmem kim yazmışlardı.
İki saat gecikme ile saat on buçukta San Pedro de Atacama'ya vardık. Köy çölde yeşil bir vaha, girişinde bir hoşgeldiniz tabelası var, altında da nüfus 2002 sayımına göre 1938 yazıyor. Ve orada asfalt yol bitiyor. Otobüs garajı hemen kasabanın girişinde.
San Pedro Backpackers hostel, bilmeyen için bayağı karışık bir yerde. İlk sapakta yanlış sapmışım. İkinci sapakta sorduğum bisikletli ise "ben sahibiyim" dedi. Burası hostelworld payı hariç sekiz bin pesos. Diğer merkezi yerler daha pahalı idi. Gerçi hostelworld'den rezerve yaptırmadan ucuz ve merkezi bir yer bulunurdu ama alıştım, garanti olsun diyorum.
Hostele varınca turlar hakkında bilgi aldım. Sonra beş dakika uzaklıktaki merkeze gittim. Merkez dediysem üç beş tane cadde, restoran, acente, döviz bürosu.. Vaktiyle buranın yerli bir halkı varmış. Hepsi yerlerini turizmcilere kiralamış ya da satmış. Köy pratik olarak sadece turizmden geçiniyor.
Burası tam bir mahrumiyet bölgesi, rakım 2500 metre. Yiyecek içecek pahalı. Süpermarket yok. Bakkallar var. Köyde önce 5500 pesoya karnımı doyuruyorum. Bugün lüks takıldım, domates çorbası, biftek, yanında bol patates, dondurma ve pisto-limon. Pisto Şili'nin sert içkisi, bir kadehle hafiften kafayı buldum.
Sonra geçen haftalar buradan geçen Varuna gezgincilerinin söyledikleri acentaya bakıyorum. İndirim yok diyorlar, o zaman az biraz pahalı olsa da turları hostelden almaya karar veriyorum.
Ay Vadisi turu öğleden sonra üçte başlıyor. Hostele varır varmaz resepsiyoncu kız telefon ediyor. Minibüs on dakika sonra geliyor. Bu tura sekiz bin peso verdim. İki bin peso da vadiye giriş parası. Bu vadide tuz çökeltileri kayalara karışmış, ay yüzeyi gibi görüntü oluşturuyorlar. Bir taraf kayalık, bir taraf kumluk. Yani anlayacağınız ilginç doğa şekilleri.
Geçen haftalarda buralarda tarihte görülmemiş yoğun yağışlar oldu. Bilindiği gibi Atacama çölü dünyanın en kuru çölü. Hala bazı sektörlere girilemiyor. Bu Şili İspanyolcasında, mahalle, bölüm, bölge türü yerlere "sector" diyorlar. Bu nedenle tuz mağaralarına giremedik. Tur kısa kesildi. Güneş batışından önce döndük. Tur almayanlar bisiklet kiralıyor. Bu çöl sıcağında bana pek akıl kârı bir iş gibi gelmedi ama epey bir bisikletli vardı. Sonra gittiğimiz Ölüm vadisinde acayip bir rüzgar vardı. Zaten burası uzak bisikletliler buraya gelmemişti. Son olarak yüksek bir yerden vadiyi görmeye gittik. Tüm yükseklik korkumu yenip kayanın ucuna, az biraz gittim. Rehbere fotoğraf çek dedim, hepsini flu çekmiş. Oradan da köye döndük.
İlk gün için bu tur iyi oldu, yarın tam gün bir tur var ona gidiyorum. Bir sonraki gün de Uyuni, yani Bolivya'ya geçeceğim.
22 Şubat 2012 Çarşamba
Coquimbo'da tekne turu
Dün gece saat on ikiye doğru bir titreme, üşüme.. hemen yatağa gittim, battaniye falan. O ana kadar "oh ne iyi kızarmadan güneşlendim" diyordum ama sırtımda sızılar başladı. Sanırım hafiften güneş çarpması oldu. Plaj sürekli rüzgârlı olduğundan anlaşılmıyor ama güneş fena yakıyor. Elli derece güneş kremi sürmeme rağmen...
Bugün, San Pedro de Atacama otobüsü akşam altıda çıkıyor. Elqui vadisi turunu da kaçırdım. En iyisi yine Coquimbo'ya gideyim, bir tekne turu varmış onu yapayım dedim.
Geçen yazmıştım, buradan bir numara direkt oraya gidiyor. Şehir merkezinde indim. Limanı sordum. Gösterdiler.
Limanda baktım bir balık pazarı var, önce pazarı gezdim. Pazarda deniz ürünleri içlerini bin pesoya kase ile satıyorlar. Bakarken birisi, süper dene, dedi. Ben de çiğ mi, haşlanmış mı demeden bir deneyeyim dedim. Ama kaselerin hepsinde taze kişniş vardı. Satan kadın, istersen sana bir tane sade yaparım dedi. Artık, karides, istiridye, midye ve adını bilmediğim envai çeşit deniz ürününü plastik kaseye doldurdu. Üzerine bol zeytinyağı, limon suyu, sarmısak sosu döktüm. Ekmek de var. Sadece kişnişli sosu denemedim.
Şimdi Carlos geldi ona sordum, kimisi haşlanmış, kimisi de limon suyunda terbiye ediliyor dedi. Burada yemek olayında "ceviche" çok geçiyor. "Seviçe" okunan bu şey limon suyunda terbiye edilip çiğ yenilen deniz ürünleri. Aslında bu tür şeyleri çiğ yemek büyük tehlike ama bazen deneme duygusunu engellemek imkansız oluyor.
Sonra tur teknelerine yanaştım, 2500 pesos. Elinde megafonla birisi hem bilgi veriyor hem de milleti eğlendirmeye çalışıyor. Çünkü turda pek bir şey yok. Bir saat denizde dolaşma, sadece bir kayada deniz aslanları var. O nedenle amcam korsanlardan falan bahsedip olayı heyecanlı hale getirmeye çalışıyor.
Coquimbo, sakin şu demekmiş. Çünkü doğal liman korsanlara sığınak işlevi görüyormuş. Serena, Şili'nin ikinci şehri imiş. O kadar. Coquimbo şehrinde uzaktan üç tane önemli yapı gözüküyor. Milenyum haçı, Dünya kupası oynanan stad, ve Fas kralının yaptırdığı cami. Geçen, Santiago'da bir kadın, içeri girmesine izin vermediklerini söylemişti. Ben de Türkiye'ye gel girersin dedim.
Tekne turundan sonra Serena'ya varınca, aşağıda indim. Artık yolları öğrendim. Plaza de Armas'ı, katedrali gördüm. Bu "armas" silah alanı, galiba tüm şehirlerde var. Oradan Recova pazarının arkasındaki daha büyük süpermarkete gittim. Yok, iki tane hangar gibi süpermarkette üzüm satılmıyor. Üstelik üzüm, şarap bölgesindeyiz. Kapadokya'da patates bölgesidir. Otellerde patates bulunmaz. Onun gibi. Neyse, dışarıda bir manavda satılıyor da aldım biraz.
Bir kuruyemişçi de kayısı ve incir "turco" vardı. Fotoğrafladım.
Şimdi hostelde otobüsü bekliyorum...
21 Şubat 2012 Salı
La Serena, plajda bir gün
Bu sabah da dün gibi bulutlu başladı yine öğlene doğru gökyüzü tamamen temizlenerek pırıl pırıl oldu. Aralık, ocak ayları tam güneşli, şubat ayı da böyle olurmuş.
Öğlene kadar vakit oda değiştirmek, hostelin bozuk modeminin yerine aldıklarını konfigüre etmek, lokerin menteşesini monte ile geçti. Öğlen, yarınki tur için uğradığımda beni saat beş buçuğa terminale bırakmalarının imkansız olduğunu söylediler, zaten ben yemekteyken hosteli aramışlar. Dünkü eleman acemiymiş, yanlış bilgi vermiş. Sağlık olsun, bugün tura giden Carlos'a sordum. Eh idare eder dedi. Ama oralara turla değil, geniş zamanda arabayla gitmek daha iyi olur diye de ekledi.
Ben de böyle olunca öğleden sonra plaja gittim. Bir güzel kızardım. Ama saat altı gibi soğuk yapmaya başlayınca geri döndüm. Bugün Pasifik Okyanusunun soğuk ve azgın dalgalarında daha çok oynaşıp keyif yaptım. Geçen yıl bu vakitler, Tayland'da, yine böyle uzun bir plajda güneşin batışını seyrediyordum. Şimdi buradayım. İnsanoğlu kuş misali diye derin düşüncelere daldım. Bir de ufak bir plaj gözlemi, Şilili hatunlarda genç, yaşlı "bel" yok. Kalçalar sanırım yeşil doğa gibi And dağlarını aşamamış.
Plajdan dönerken berberler sokağından geçtim. Gördüğüm kadarıyla tüm berberler kadın. Belki erkek de vardır ama ben görmedim. Bir de hepsi unisex, akşam bir tane boş yakaladım, ücret makineyle saç kısaltmak, on lira.
20 Şubat 2012 Pazartesi
La Serena ve Coquimbo
Ağustos ortası Antalya'ya gitsem, fırtına çıkar denize giremem. O nedenle, sabah bulutlu bir güne uyanınca hiç şaşırmadım. Salonda oturan bir adamla konuşmaya başladık. Resepsiyoncu çocuğun babası imiş. Burası hep böyledir, merak etme. Öğleden sonra güneş çıkar dedi.
Kahvaltıdan sonra, önce burada kalış süremi bir gün daha uzatıp üçüncü geceyi de ödedim. Sonra bir kuadra ötedeki Tur-Bus yazıhanesinde gittim. Çarşamba akşamı için San Pedro de Atacama'ya bilet aldım. Burada çoğu otobüs şirketi Calama'ya kadar gidiyor. İnsanlarda sanki San Pedro'ya otobüs gitmez gibi bir şey oluşmuş. Yatak komşum Carlos o nedenle Tur-Bus'dan Calama'ya bilet almış. Değiştirmek istedi, olmadı.
Bilet işini de hallettikten sonra hostele arka yoldan, pazar yerinden dönerken Elqui Vadisi turu satan birini gördüm. Hostelden 4000 pesos daha ucuz, 18000 pesos. Çarşamba, saat beş buçukta beni terminale bırakırmanız şartıyla katılırım dedim. Tamam dedi.
Gerekli işler bitti, şimdi güneşin çıkmasını beklemek kaldı derken, yatakhane arkadaşlarım İspanyol Carlos ve Şili, San Pedro'dan Fransisco Coquimbo'ya gitmeye karar vermişler. Ben de onlara takıldım. Şilili eleman buralara bir çok kez gelmiş, bir nevi bize rehberlik yaptı.
Hemen yakındaki, ana cadde, Fransisco de Aguirre'den kalkan, 1 numara, "Directo, Parte Alta" yazan minibüs beş yüz pesoya 3. Milenyum Haçına kadar gidiyor.
Bu haç yüz elli metre rakımdaki bir tepeye dikilmiş, 93 metre yüksekliği var. Asansörle haçın kollarına kadar çıkılıyor. Yani yaklaşık 220 metreye. Aşağıda ise on beş kilometrelik plaj. Sanırım Rio de Janeiro'yu taklit etmeye çalışmışlar.
Haça çıktık, sonra yine aynı hattan minibüs yani mikro ile Coquimbo'nun merkezine indik. Burada Barrio Inglés özelllikle geceleri çok hareketli oluyormuş, bir de Casino varmış.
Öğlen oldu acıktık, bizimkiler ev yemekleri yemek istediler, bir lokantaya oturduk. Ben balık tava dedim. Çünkü baş belam taze kişniş buralarda da oldukça revaçta, sulu yemeklere serpilmiş durumda. Sonra "pastel de choclo" istedim, yani mısır pastası. Aslında pasta deseler de bir tür kıymalı kiş, ama üstünü örten mısır tatlı, olmuş pasta. Yemesi biraz zor oldu ama başardım.
Yemekten sonra güneş tamamen yüzünü gösterdi. Carlos, Tenerifeli olduğu için plaj ona çekici gelmedi. Serena dönüş minibüsü plaja yakın bir yerde iken Şilili eleman da indi. Ben de güneş kremi, havlu vs. olmadığından hostele döndüm. Bu sırada iki yerde yangın çıkmış. Onları seyrettim. Sonra, hostelden malzemeleri aldım. Şililinin söylediği "faro" yani deniz feneri minibüslerinin geçtiği yere doğru yürüdüm. O sırada millete minibüsün nereden geçtiğini sorarken bir colectivo yani taksi dolmuş durdurdular, altı yüz pesos, minibüsün iki misli, ama binmiş bulundum.
Aslında plaja gitmek için bunlara binmek gerekmiyor, mesafe üç kilometre kadar. Zaten minibüsün geçtiği yer, yolun yarısı. O nedenle dönüşü yürüyerek yaptım.
Plaja indim, deniz fenerinden sola epey bir yürüdüm, sonra geri döndüm. Kameranın olduğu torbayı cankurtarana emanet edip kendimi Pasifik Okyanusunun soğuk sularına bıraktım. Sonra plaja pareomu serip bir güzel kızardım. Güneş batınca da hostele döndüm.
Böylece Giresun'un Karadeniz kıyılarından Hint, Çin, Maçin, Atlantik, Pasifik okyanuslarına tüm denizlerde ıslanmış oldum. Çok mutluyum :)
Karadeniz demişken, sonradan haritada gördüm. Coquimbo'da bir mahallenin sokaklarına deniz isimleri vermişler. "Mar Negro", Karadeniz ve "Egeo", Ege sokaklarının fotoğraflarını çekmek isterdim ama artık çok geç.